Değerli Okuyucularımız;
Dün; 29 Ekim 1923 Tarihinde, Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları tarafından büyük bir özveri ve fedakarlıkla kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 102’nci yıldönümü, bütün yurtta olduğu gibi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve dış temsilciliklerimizde de törenlerle ve düzenlenen çeşitli etkinliklerle coşku ve sevinç içerisinde kutlandı. Onlara, Türk Milleti olarak minnet ve şükran borçluyuz. Atatürk ve silah arkadaşlarını bu vesileyle bir kez daha saygıyla ve rahmetle anıyorum, mekanları Cennet olsun inşallah diyorum…
Değerli Okuyucularımız;
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yakın arkadaşlarından biri olan Ali Fuat Cebesoy, okul sıralarındaki günlerinden itibaren Atatürk’ün en samimi arkadaşıydı. Cebesoy, anılarında Atatürk’ü sadece iki kez ağlarken gördüğünü belirtiyor. Bunlardan ilki Trablusgarp Savaşı zamanında yaşandı. Atatürk cepheye gitmeden Cebesoy’la son bir buluşma yaptı. Bu buluşma boyunca yüzünden hep keyifsizlik okundu. Onun keyifsizliğini gören Cebesoy sordu:“Sende bir şey var, ne oldu?” Atatürk, başını kaldırmadan “Bir şey yok” yanıtını verse de bir süre sonra içindeki sıkıntısını, “Doğup büyüdüğüm Selanik acaba Türklerin elinde kalacak mı? Yine buralara gelebilecek miyim?” sözleriyle anlattı. “Onu hiç bu kadar üzgün görmemiştim” diyen Cebesoy, bu konuşmanın ardından Atatürk’ün gözyaşlarına hâkim olamadığını anlatır. Cebesoy, Atatürk’ün gözlerinden ikinci kez yaşlar döküldüğünü ise Milli Mücadele sırasında gördü. Tarih 29 Temmuz 1922… TBMM, Büyük Taarruz hazırlığında olan ordunun Kurban Bayramı’nın kutlanması ve orduya moral verilmesi için bir heyet gönderilmesine karar verdi. Ali Fuat Cebesoy’un başkanlığını yaptığı bu heyette, İstiklal Marşı’mızın şairi Mehmet Akif Ersoy da yer aldı. Askerlerin gözlerine bakarken gözleri dolan şair Mehmet Akif, kendi yazdığı şu dizeleri mırıldanmaya başladı:
“Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım / Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım / Kükremiş sel gibiyim bendimi çiğner aşarım / Yırtarım dağları, enginlere sığmam taşarım...”
Ali Fuat Cebesoy, Ankara’ya döndüğünde gördüğü manzarayı ve bu olayı bütün detayıyla Atatürk’e anlattı. O da dinlerken gözyaşlarını tutamadı… Yaşların ardından konuşan Atatürk, Ali Fuat Paşa’ya “Paşam muzaffer olacağız inşallah” diye seslendi.
Ali Fuat Cebesoy’un anılarında aktardığına göre Atatürk, Milli Mücadele’nin rehberi olan ve 1920’de onaylanan Misakımilli’nin temellerini 1907’de hazırladı. O dönemde İttihat ve Terakki, meşrutiyeti ilan planları yapıyordu. Ancak Atatürk, ittihatçıların meşrutiyet sonrasını planlamadıklarını söylüyordu. Gelecek meşrutiyet rejimi için ise planlarını şöyle anlatıyordu:“Şu halde devlet gövdesinin çökmesiyle hasıl olacak enkazın altında ezilip perişan olmak mı, yoksa çoğunluğu Türk olan milli bir sınıra çekilerek burasını savunmak mı daha doğru ve hayırlı olacak? Ben selameti ikinci fikrin tatbik edilmesinde görüyorum” diyerek, 29 Ekim 1923 Tarihinde, “En Büyük Eserim” dediği, Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuş oldu.
Atatürk’ün Cumhuriyet ile ilgili sözleri
“Yeni nesil, en büyük cumhuriyetçilik dersini bugünkü öğretmenler topluluğundan ve onların yetiştirecekleri öğretmenlerden alacaktır.
Cumhuriyet, düşüncesi hür, anlayışı hür, vicdanı hür nesiller ister.
Milletin saltanat ve hakimiyet makamı yalnız ve ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir.
Cumhuriyeti kuranlar onu korumaya da muktedir olmalıdır.
Bizce:Türkiye Cumhuriyet anlamınca kadın, bütün Türk tarihinde olduğu gibi bugün de en muhterem mevkide, her şeyin üstünde yüksek ve şerefli bir mevcudiyettir. Memleket dayanışma isteyen bir birliğe muhtaçtır. Alelâde politikacılıkla milleti parçalamak, hıyanettir.
Ey yükselen yeni nesil! İstikbal sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk, onu devam ettirecek sizlersiniz.
Cumhuriyet düşüncede, bilgide, sağlıkta güçlü ve yüksek karakterli koruyucular ister.
Hükümetlerin icraatı menfi olup da millet itiraz etmez ve iktidarı düşürmezse bütün kusur ve kabahatlere katılmış demektir.
Dünya üzerinde yaşamış ve yaşayan milletler arasında demokrat doğan yegâne millet Türklerdir.
Türk milletinin karakter ve adetlerine en uygun olan idare, cumhuriyet idaresidir.
Bütün dünya bilsin ki, benim için bir yandaşlık vardır:Cumhuriyet yandaşlığı, düşünsel ve toplumsal devrim yandaşlığı. Bu noktada yeni Türkiye topluluğunda, bir bireyi bunun dışında düşünmek istemiyorum.
Benim naçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır, fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet yaşayacaktır.
Ey yükselen yeni nesil! İstikbal sizsiniz. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz.
Türk milletinin karakterine ve adetlerine en uygun olan idare, Cumhuriyet idaresidir.
Cumhuriyet, fikir serbestliği taraftarıdır. Samimi ve meşru olmak şartıyla her fikre hürmet ederiz.
Cumhuriyet, yeni ve sağlam esaslarıyla, Türk milletini emin ve sağlam bir istikbal yoluna koyduğu kadar, asıl fikirlerde ve ruhlarda yarattığı güvenlik itibariyle, büsbütün yeni bir hayatın müjdecisi olmuştur.
Bugünkü hükûmetimiz, devlet teşkilâtımız doğrudan doğruya milletin kendi kendine, kendiliğinden yaptığı bir devlet teşkilâtı ve hükûmettir ki, onun ismi cumhuriyettir. Artık hükûmet ile millet arasında mazideki ayrılık kalmamıştır. Hükümet millettir ve millet hükûmettir. Artık hükûmet ve hükûmet mensupları kendilerinin milletten ayrı olmadıklarını ve milletin efendi olduğunu tamamen anlamışlardır.
Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemi ile devlet şekli demektir. Biz cumhuriyeti kurduk, o on yaşını doldururken demokrasinin bütün icaplarını sırası geldikçe uygulamaya koymalıdır.”
Yüce Atatürk’ün ışığıyla aydınlanan ve Cumhuriyet’in aydınlık yolunda ilerleyen bir Türkiye’de yaşayacağımız daha nice sağlıklı, mutlu, huzurlu ve başarılı günler dileğiyle…
Hoşça kalınız… Dostça kalınız…






