Trafik, çevre kirliliği ve yöneticilerin duyarsızlığı Sinop’un nefesini kesiyor.
Kent artık gezginlerin değil, araçların şehri oldu.
TRAFİK:BİR ŞEHRİN SABRI TÜKENİYOR
19 Ağustos’ta Sinop’a geldiğimde ilk fark ettiğim şey, şehirde zengini fakiri, eğitimlisi eğitimsizi fark etmeksizin neredeyse hiç kimsenin trafik kurallarına uymadığıydı.
Arabayı sürenlerin çoğu sadece polisten ceza yememek için ön koltukta emniyet kemeri takıyor; ama arka koltuklarda başıboş oturan çocuklara kimse dönüp bakmıyor.
Bunu kötü niyetle değil, farkında olmadan yapıyorlar.
Bir komşum bana şunu demişti:
“Abi, abim Samsun’da radyoloji bölümünde çalışıyor.
Son dönemde en çok gördükleri şey, kazalarda dışarı fırlayan çocukların kafatası hasarlarıymış.
Gerçekten iç acıtıcı bir durum.”
Yani mesele umursamazlık değil; bilinç eksikliği.
Kim çocuğunun kötü bir şey yaşamasını ister ki?
2010 yılında Sinopbizim.org olarak Sinop İl Trafik Komisyonu’na sunduğumuz dilekçede, trafik sorununun sadece ulaşım değil, bir yaşam kültürü meselesi olduğunu vurgulamıştık.
Aradan yıllar geçti ama değişen bir şey yok.
Dar sokaklar, düzensiz parklar, yürüyemeyen yayalar…
Sinop’un güzelliği artık direksiyon arkasında sıkışıp kalmış durumda.
Bir taksici arkadaş, Yusuf abi, bir gün şöyle demişti:
“Eğer bu artan trafik sorununa el atılmazsa, iki yıl sonra Sinop’ta araba sürmek imkânsız hale gelecek.”
Gerçekten de şehirde motor furyası her yere yayılmış durumda.
Dolmuş şoförleri yolculara “Lütfen inerken sağ tarafa dikkat edin, motor gelmesin!” demeden duramıyor.
Ama bu da fayda etmiyor. Motorların neredeyse hiçbiri trafik kurallarına uymuyor.
Arabaların sağından, solundan, nerede boşluk bulurlarsa oradan geçiyorlar.
Yürüyerek merkeze inmek ayrı bir çile, dolmuşla inmek ayrı bir çile.
Kural tanımaz dolmuş şoförlerinin elinden düşmeyen telefonlar, sıkışmış yollar, bitmeyen sabırsızlık...
Bu şehirde her adımda “birazdan bir şey olacak” hissi var.
Bir sırt çantalı turist içinse bu, konaklanacak değil, kaçılacak bir şehirdir.
BÜROKRASİYE TAKILAN UMUT
2025 Nisan’ında şehirdeki trafik kaosuna çözüm bulmak için Sinop Valiliği İl Trafik Komisyonu’na resmi bir dilekçe verdim.
Dar sokaklara park yasağı, merkezdeki kavşakların ve otopark alanlarının yeniden düzenlenmesi, toplu taşıma güzergâhlarının gözden geçirilmesi gibi öneriler sundum.
Komisyon 30 Nisan 2025’te toplandı, dilekçemi tek tek görüştü ve sonunda reddetti.
Gerekçeleri neredeyse ezber gibiydi:
“Şehrin coğrafi yapısı uygun değil.
Altyapı yetersiz.
Fiziksel olarak mümkün değil.”
Yani, sorunlar kabul edildi ama çözüm için kılını kıpırdatan olmadı.
“Evet, haklısınız” dediler ama ardından eklediler:
“Bu şartlarda bir şey yapamayız.”
Kararın sonunda ise klasik bir cümle vardı:
“Şartlar ileride değişirse, talepler yeniden değerlendirilebilir.”
Oysa Sinop’un şartları her geçen yıl daha da kötüye gidiyor.
Dolmuşlar hâlâ kuralsız, motorlar hâlâ başına buyruk, yollar hâlâ nefes alamayan bir şehrin damarları gibi tıkanmış durumda.
Belki de en kötüsü şu:
O kararın altındaki imzaların çoğu, Sinop’un farklı kurumlarını temsil ediyor ama hiçbiri o sokaklarda yürüyen, o trafikte sıkışan halkın yerine kendini koymamış.
Kâğıt üzerindeki kararlar, sokaktaki gerçeğe hiç dokunmuyor.
DENİZ:YAŞAMIN ZIRHI SOYULUYOR
Bugün Sinop’un doğu kıyısı, arka deniz ve güney sahillerinde — özellikle Migros önü, park önü ve Kiraztepe civarında — yaz aylarında ağır bir lağım kokusu hissediliyor.
Denize girenler çoğu zaman bunun farkında bile değil. Çünkü uyarı tabelası yok.
Kent hâlâ biyolojik arıtmadan geçmeyen atık sularını doğrudan denize boşaltıyor.
2021’de denize dökülen ham lağım miktarı: 4.576.000 m³
2025 tahmini: Yaklaşık 4.950.000 m³
Bir gün balıktan dönen Kaptan Kolomboya sordum:
“Neden artık tezgâhlardaki balıklar canlı durmuyor?”
“Deniz çok pislendi, balıklar dayanamıyor,” dedi.
Kolombo, şimdiye kadar tanıdığım en dürüst balıkçılardan biridir.
Eskiden hamsiyi ağdan boşaltırdık, kayığa alırdık.
Şimdi hamsi vakumlu suyla çekiliyor, bu da balığın üzerindeki pulu söküp götürüyor.
Kolombo der ki:
“Balığın pulu aslında onun derisidir; onu alırsan, zırhını alırsın.
Balık da cansız kalır.”
Ve bir gün Sinoplu Mehmet Güllüoğlu anlatmıştı:
“Eskiden hamsiyi lavaboda yıkarken lavabo balık pulundan tıkanırdı.
Şimdi ne pul var, ne canlılık.”
Deniz sadece kirlenmiyor — yaşamını kaybediyor.
Ve eskiden, şehrin muhtelif yerlerinde denize akan lağım kokusunu azaltmak için,
Sinop’un aklı başında, görmüş geçirmiş bir vatandaşı
“Denize kireç dökerseniz o koku azalır” diye önermişti.
Gerçekten de o dönemler denize kireç dökülür, koku bir süreliğine hafiflerdi.
Ama artık o da bir çözüm değil.
O “aklı başında” insan da yıllar içinde sessizliğe çekildi;
şimdi torunlarını alıp lağım akmayan yerde denize giriyor.
KAYBOLAN TURİZM RUHU
Eskiden Sinop’un yaz akşamlarında dünyanın her yerinden turist görmek mümkündü.
Sırt çantalı gezginler, Gülpalas ya da Karahan otellerinde kalır, Çorbacı İsmail’in lokantasında yemek yer, iki gün kalıp Doğu Karadeniz’e devam ederdi.
Onlar bu şehre para değil, hikâye bırakırlardı.
Fotoğraf 1 – Gülpalas Oteli’nde eski bir akşam
“Gülpalas Oteli’nin sahibi, yıllar önce oteline gelen konukların fotoğraflarını gösterirken.
O gün Sinop, dünyanın dört bir yanından gelen sırt çantalı turistlerin uğrak yeriydi.
Fotoğraf, Norveçli gezgin Anne Marie Eilertsen tarafından çekilmiştir.
(Arşiv:Ziya Eroğlu)”
“O zamanlar para değil, hikâye bırakırdı insanlar.”
Peki şimdi neden gelmiyorlar?
Çünkü artık o Sinop yok.
Eskiden turist, bir çay ya da çekirdek aldığında yerliyle aynı parayı verirdi.
Şimdi bazı yerlerde bir tabak mantıya turistten çok daha fazla para istendiği konuşuluyor.
Bu değişen esnaf kültürü, Sinop’un samimiyetini de götürdü.
Artık güleryüzün yerini hesap makinesi aldı.
Ve belki de en önemlilerinden biri…
Eski Askerî Alay Komutanlığı’nın önünden deniz kenarına kadar uzanan o 80 santimetre yüksekliğinde, 40 santimetre genişliğindeki taş duvar.
Aslında o duvar, denizle şehir arasında değil;
araç trafiğiyle park ve yürüyüş alanlarını birbirinden ayıran bir koruyucu çizgiydi.
O duvar, sadece bir sınır değil, Sinop’un çocuklarının hafızasında kalan bir oyun alanıydı.
O zamanı yaşayan gençlerin çok iyi bildiği,
sarı saçlı çocukların annelerinin elini tutmadan parkın aşağısına kadar
üstünde koştukları, dengede yürümeye çalıştıkları o duvar…
Bir şehrin sadece taşını değil, insanını da tutardı o çizgi.
İnsanlar o duvarın üstüne oturur, denize bakar, nefeslenir, yorgunluklarını atardı.
Arabaların gürültüsü o duvarın ötesinde kalır,
iç tarafta ise yalnızca dalga sesi duyulurdu.
Kısacası o duvar, Sinop’un trafikle huzur arasındaki sınırıydı.
Son “Millet Bahçesi” projesiyle birlikte o duvar ortadan kaldırıldı.
Ve duvarla birlikte Sinop’un kendine ait son ruhu da yok oldu.
Şimdi arabalarla park iç içe geçti, yürüyenlerse yer bulamıyor.
Oysa bazen bir şehri yaşatan şey, tam da bu küçük ayrıntılardır.
????
Fotoğraf 2 – Sinop Hapishanesi, restorasyon öncesi
“Sinop Hapishanesi’nin restorasyon öncesi 12 no’lu hücresi.
12 Eylül döneminde sorguların yapıldığı, duvarların hafızasını taşıyan odalardan biri.
(Fotoğraf:Ziya Eroğlu)”
“Bir şehrin hafızası, duvarlarına dokununca hissedilir.”
????️ YÖNETİM:DUYMAK YERİNE SUSTURMAK
Bir şehri yönetmek, sadece yol yapmak ya da bina dikmek değildir.
Gerçek yöneticilik, halkın sesini dinlemektir.
Ama bazı yöneticiler, kendisi gibi düşünmeyenleri susturmakla meşgul.
Eskiden hoşuna gitmeyen insanları Fizan’a sürerlerdi; bugün de kurumlarda aynı anlayış devam ediyor.
Yüzünü sevmediği, tavrını beğenmediği insanları kapı kapı dolaştırmakla kurum yönetilmez.
Bir yönetici zamanını sadece “beğenmediklerini görevden almakla” geçiriyorsa,
o zaman şehrin gerçek sorunlarına eğilecek vakti kalmaz.
“Ben bilirim” anlayışı, kibirle birleştiğinde hiçbir yerde işe yaramaz.
Eleştiri düşmanlık değil, iyileştirmenin ilk adımıdır.
Bir kenti gerçekten seven, hataları söylemekten korkmaz.
Çünkü amacı yıkmak değil, onarmaktır.
NE YAPILMALI?
Sinop’un yeniden nefes alması için önce kimliğine dönmesi gerekiyor:
- Sahil boyunca yaya ve bisiklet yolları oluşturulmalı,
- Biyolojik arıtma tesisi tamamlanmalı,
- Tarihi çarşı ve mahalle dokusu korunmalı,
- Trafik planı araçtan çok insana göre düzenlenmeli,
- Uyarı tabelaları yaygınlaştırılmalı.
Sinop hâlâ güzel bir şehir.
Ama artık sadece uzaktan bakmak yetmiyor.
Bu şehir yeniden nefes almalı.
ZİYA EROĞLU
Sinop doğumlu.
Çevirmen ve çevre gözlemcisi.
Norveç’te yaşıyor; her yıl ilkbahar ve sonbahar aylarında Sinop’a dönerek şehrin sosyal, kültürel ve çevresel değişimlerini yerinde gözlemliyor.
“Bir şehrin kaderi, onu uzaktan sevenlerin değil, içinde yaşayanların sesini duymakla değişir.”






