ATATÜRK VE ÇİFTÇİ (İCRA İFLAS KANUNU’NUN DOĞUŞU)

Köşe Yazarı: HİKMET KURADA   Eklenme Tarihi: 7 Ocak 2026, Çarşamba - 14:12   Okunma Sayısı: 290

Değerli Okuyucullarımız;

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, büyük önderimiz ve kurtarıcımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk, ”Üreten köylü milletin efendisidir” diyerek, üreten köylümüze – çiftçimize ne kadar çok değer ve önem verdiğini ifade etmiştir.  Bu konuda ATAMIZ daha önceki söylevlerinde ise özetle şu hususları dile getirmiştir:

 

- Milletimiz çok büyük acılar, mağlubiyetler, facialar görmüştür. Bütün olanlardan sonra yine bu topraklarda bulunuyorsa bunun temel sebebi şundandır: Çünkü Türk çiftçisi bir eliyle kılıcını kullanırken diğer elindeki sabanla topraktan ayrılmadı. Eğer milletimizin büyük çoğunluğu çiftçi olmasaydı, biz bugün dünya yüzünde bulunmayacaktık. Türkiye’nin gerçek sahibi ve efendisi, gerçek üretici olan köylüdür. O halde, herkesten daha çok refah, mutluluk ve servete hak kazanmış ve layık olan köylüdür.

 

- Memleketimiz, şu iki şeyin memleketidir: Biri çiftçi, diğeri asker. Biz çok iyi çiftçi ve çok iyi asker yetiştiren bir milletiz. İyi çiftçi yetiştirdik; çünkü topraklarımız çoktur. İyi asker yetiştirdik; çünkü o topraklara göz diken düşmanlar fazladır. O toprakları sürenler, o toprakları koruyan, hep sizlersiniz. Bundan sonra da daha iyi çiftçi ve daha iyi asker olacağız. Ama bundan sonra asker oluşumuz, artık eskisi gibi başkalarının tutkusu, şan ve şöhreti, keyfi için değil, yalnız ve yalnız bu aziz topraklarımızı korumak içindir.

 

- Millî ekonominin temeli tarımdır. Bunun içindir ki, tarımda kalkınmaya büyük önem vermekteyiz. Köylere kadar yayılacak programlı ve pratik çalışmalar, bu amaca erişmeyi kolaylaştıracaktır.

 

Değerli Okuyucularımız;

Bütün bu söylevlerden de anlaşılacağı üzere Atatürk’ün tarıma, üretici köylümüze ve çiftçimize bakış açısı daha bir başkadır. Çünkü; “Kılıç ile zafer kazananlar, sabanla zafer kazananlara mağlup olmaya ve bunun sonucu, yerlerini onlara bırakmaya mecburdurlar” diyerek, konunun önemini ne kadar da güzel dile getirmiştir…

 

Şimdi; Atatürk’ün, köylümüzün ve çifçimizin sorunlarıyla bizzat yakından ilgilendiğinin en güzel örneğini, geliniz hep birlikte okuyalım:

 

"Atatürk, Dinlenmek İçin Gittiği İstanbul’daki Florya Köşkünden, Yanında Yalnızca Şoförü ile Küçükçekmece’ye doğru giderken Tarlasında Sabanla Çift Süren Bir Çiftçi Görür. Çiftçinin Sabanında Koşulu Olan Öküzün Yanında, Koşulu Bir de Merkep Vardır. Şoförüne;

— Arabayı Durdur, Der.

Arabadan İner. Tarlaya Doğru yürür. Çiftçi Kendisine Doğru Geleni Görmüştür. Sabanında Koşulu Olan Öküzü ve Merkebi Durdurur. Atatürk, Yanına Gelince,

— Kolay Gelsin Ağa, der.

— Sağolasın Bey! Hoşgeldin.

— Hoşbulduk Ağa. Yoldan Geçerken Dikkatimi Çekti. Öküzün Yanına Merkep Koşmuşsun. Hiç Öküzün Yanına Merkep Koşulur mu? Bunlar Denk Değil.

Köylünün Canı Sıkkındır. Biraz da Alınmıştır. Bezgin Bir Ses Tonuyla,

— Merkeple Öküzün Yan Yana Koşulmayacağını Bilmiyom mu Sanıyon Bey. Sen Bunu Bana mı Söylüyon?

— Kime Söylemeliyim Ağa?

— Sen Bunu Git Vergi Memuruna Söyle.

— Vergi Memuruna mı?

— He ya! Bu Sene Ürünüm Kıt Oldu. Vergi Borcumu Ödeyemedim. Dört Gün Önce Vergi Memurları Öküzün Eşini “Vergi Borcunu Karşılar” Diyerek Alıp götürdüler. Sattılar. Benim Öküzün Eşi Sizin Gibi Beylerin Sofrasına Et, Sucuk Oldu Bey.

Atatürk, Çok Sinirlenmiştir. Alışkanlığı Gereği Kızdığı Zaman Kaşlarını Çatmaktadır. Onun Bu Halini Gören Köylü,

— Bana Niye Kaş Çatıyon Bey. Yalan Söylediğimi mi Sanıyon? Sana Ne Söylediysem Hepsi Doğru. Ben Küçükçekmece Köyündenim.Muhtara Sor İstersen.

Atatürk,

— Neden Kaymakam Bey’e Gidip Durumu Anlatmadın Ağa?

— Gittim Bey.

Köylü Duraksamıştır. Bunu Anlayan Atatürk, Devam Eder.

— Kaymakam ne dedi?

— Git borcunu öde, dedi.

— Sen de Vali Bey’in yanına gitseydin.

Köylü Atatürk’ü bir müddet süzer. Atatürk, konuşmadan dinlemektedir. Köylü konuşmaya devam eder.

— Sen hiç Vali’nin yanına gitmemişsin bey. Halından belli oluyor.

— Halimden belli mi oluyor?

— He ya! Hem gitseydin bilirdin.

— Neyi bilirdim?

— Kapıdaki Jandırmaların adamı içeri koymadığını, bey.

Atatürk,

— Başvekil İsmet Paşa’ya telgraf çekip, durumunu niye izah etmedin?, diye sorar.

Köylü gülümseyerek,

— İnsanı güldürme bey. Başvekilin kulağı sağır, duymaz diyola, der.

Atatürk, kızmıştır.

— Peki! Gazi Paşa’ya niye telgraf çekmedin?,diye sorar.

— O’nunda bir gözü kör, görmez diyola. Hem, sen zenginsin. Tomofilin bile var. Bunları heç duymadın mı?

Atatürk, cüzdanından elli lira çıkarır.

— Bunu kabul et ağa. ĎÖküzün yanına bir eş alırsın, der.

Elleri titreyen köylünün, elini sıkar. Yanından ayrılır. Hızlı adımlarla arabasına doğru yürür. Florya köşküne döner. Başbakan İsmet Paşa’ya şu telgrafı çeker.

—“ Derhal Heyeti Vekileyi (Bakanlar Kurulu’nu) topla, İstanbul’a gel.”

Başbakan başkanlığında Bakanlar Kurulu Florya köşküne gelirler. Atatürk, şoförünü köylüyü alıp gelmesi için yollamıştır. Arabanın içinde sıra sıra dizilmiş Jandarmaların arasından Florya Köşküne gelen köylü “Eyvah ben ne yaptım” diye için için dövünmektedir. Kendisini kapıda karşılayan şık giyimli bir beyefendi nazik bir sesle “ beni takip edin efendim” deyince içi biraz ferahlasa da çok korkmuştur. Adamı takip ederek büyük bir toplantı salonuna girerler. Salon kalabalıktır. Ortada büyük bir masa, etrafında sandalyelere oturmuş şık giyimli insanlar ile ayakta duran iki kişi daha vardır. Gözleri karamış, ayakları bedenini taşımakta zorlanmaktadır. Heyecandan kalbi fırlayacak gibidir. Tanıdık bir ses duyar.

— Hoşgeldin ağa. Gel yerin burada.

Diyen Atatürk, sağ tarafında, yanında ayırdığı boş sandalyeyi eliyle işaret etmektedir. Köylü, zorlanarak yürür ve yığılırcasına sandalyeye oturur. Durumunu anlayan Atatürk,

— Sakin ol ağa. Korkacak hiç bir şey yok.

— Sağol bey! Sağol.

Köylünün soluklanmasını ve rahatlamasını bekleyen Atatürk, bir müddet sonra,

— Seni buraya niye çağırdım biliyor musun ağa?

— Hayır bey, bilmiyom.

— Dün bana anlattıklarını, bu gün burada anlatmanı istiyorum. Ama; bir tek kelimesini dahi atlamadan, eksiksiz olarak anlatmanı istiyorum. Haydi başla, seni dinliyoruz.

Köylü başından geçenleri bir bir anlatır. Daha önce söylediklerinin eksik olanlarını Atatürk, tamamlar. Köylünün konuşması bitince Atatürk, masada oturanları tek tek tanıtır. Kendisinin de Gazi olduğunu söyler. Sonra ayağa kalkar. Elini masaya sertçe vurarak, öfkeli bir sesle;

— Beyler, ben çiftçinin koşumluk hayvanını sattıran kanun istemiyorum. Ben çiftçinin tohumluk buğdayını sattıran kanun istemiyorum. Ben çiftçinin tarım aletini, sağımlık hayvanını sattıran kanun istemiyorum. Ankara’ya dönecek ve bu işi hemen halledeceksiniz.

Bu olaydan sonra aşağıdaki kanun bir gecede hazırlanıp yasalaştırılmıştır.

İcra İflas Kanunu Madde 82/4.: Borçlu çiftçi ise, kendisinin ve ailesinin geçimi için zorunlu olan arazi ve çift hayvanları ve nakil vasıtaları ve diğer teferruatı ve tarım aletleri haczedilemez..."

 

Değerli Okuyucularımız;

Atatürk ile bir çiftçi vatandaşımız arasında yaşanan bu olaydan da anlaşılacağı üzere, Gazi Mustafa Kemal Atatürk sadece savaş meydanlarında değil, köylünün tarlasında, halkın sofrasında da büyük bir liderdi. Sadece bir devlet adamı değil, halkının derdiyle dertlenen bir yürek, adaletin sesi ve vicdanıydı. Bu yaşanan küçük olay, o günlerdeki büyük değişimlerin de tohumu olmuştur.

 

Yüce Atatürk’ün ışığıyla aydınlanan ve Cumhuriyet’in aydınlık yolunda ilerleyen bir Türkiye’de yaşayacağımız daha nice sağlıklı, huzurlu, mutlu ve başarılı günler dileğiyle…

 

Hoşça kalınız… Dostça kalınız…

22 YAŞINDA ŞEHİT NEŞE ÖĞRETMENİN DRAMI
ATATÜRK’TEN UNUTULMAZ ANILAR
ATATÜRK VE ÇİFTÇİ (İCRA İFLAS KANUNU’NUN DOĞUŞU)
ATATÜRK'TEN STALİN'E TARİHİ CEVAP: EĞER BU GECE CEVAP VERMEZSEN SABAHA RUS SINIRINDAYIM!
MEKANIN CENNET OLSUN HAMZA İNCE BAŞKANIM!..
ATATÜRK'ÜN CUMHURİYET İLE İLGİLİ SÖZLERİ
PAŞAM; GEL BU İŞTEN VAZGEÇ
MİLLİ EĞİTİM BAKANI HASAN ALİ YÜCEL VE BİR ANISI
ŞEHİT KUBİLAY VE AİLESİNİN YAŞADIĞI ACILAR
ATASÖZLERİMİZ NELERİ İFADE EDİYOR?..
ATATÜRK, NANKÖRLÜK VE YOBAZLIK
ANNE SEVGİSİ ÜZERİNE
İNSAN HAKLARI VE YARGI
DR.MEHMET UHRİ VE KÖY ENSTİTÜSÜ MEZUNU EMEKLİ ÖĞRETMEN HÜSEYİN KOCAKÜLAH
ŞEHİT KINALI ASKER ALİ’NİN ÇANAKKALE MÜZESİ’NDEKİ MEKTUBU
ORMANLARLA BİRLİKTE CİĞERLERİMİZ YANIYOR!..
KIBRIS BARIŞ HAREKATI VE ŞEHİT PİLOT CENGİZ TOPEL
12 ŞEHİDİMİZ VAR TÜRKİYE!.. BAŞIMIZ SAĞOLSUN!..
SICAKTA ARABADA ÇOCUK BIRAKMAYINIZ!..
KADERE BAKINIZ!.. NEREDEN NEREYE?..
NE OLDUM DEĞİL, NE OLACAĞIM DEMELİ İNSAN!..
AZİZ NESİN’DEN,”BAYRAM TEBRİĞİ HİKAYESİ”
SİNOP’LU H. İBRAHİM AKMEŞE, RİZE’YE MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRÜ OLARAK ATANDI
BAĞIŞ VE HAYIRSEVERLİK ÜZERİNE!..
NAİM BABÜROĞLU’NUN KALEMİNDEN, ŞEYH SAİT İSYANININ İÇYÜZÜ
ÇANAKKALE, TÜRK MİLLETİ’NİN BAĞIMSIZLIK DESTANIDIR
ATATÜRK VE NAİM BABÜROĞLU PAŞAMIZ
TARİHÇİ PROF. DR. HALİL İNALCIK ATATÜRK’Ü ANLATIYOR
ATATÜRK’ÜN KAHKAHALARLA GÜLDÜĞÜ NADİR BİR OLAY
İÇİŞLERİ BAKANLIĞI’NDA SİNOP’LU HEMŞEHRİMİZ
ATATÜRK’Ü TANIMAK İÇİN OKUMAK GEREK
ŞİFA VEREN ELE KALKAN ELLER KIRILSIN!..
SİNOP VE BAŞARILI BÜROKRATLARIMIZ
10 KASIM VE ATATÜRK’TEN BİR ANI
DÜNYA YAŞLILAR GÜNÜ KUTLU OLSUN
ATATÜRK CEPHEDE BAŞKOMUTAN VE SİNOP’TA BAŞÖĞRETMEN
NASIL ANLATAYIM NARİN’İ SİZE?..
30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI VE 102. YIL KUTLAMALARI
BABA SEVGİSİ ÜZERİNE!..
MAL, MÜLK, PARA, PUL MU?.. YOKSA SAĞLIK MI?..
ATATÜRK’Ü İZMİR’DE ÖLDÜRECEKLERDİ (14 Haziran 1926)
MEKANIN CENNET OLSUN CAN BAKİ!..
ATATÜRK VE TARİHİ BİR BELGE
SIĞINMACILARA KARŞI GAZİANTEP’TEKİ 41 STK’DAN BİLDİRİ!
NEZAKET, SAYGI VE GÖRGÜ KURALLARI ÜZERİNE!..
İSRAİL SALDIRILARINDA 8 AYDA 36 BİN 379 İNSAN ÖLDÜRÜLDÜ!..
2011 YILINDA KAPATILAN REFİK SAYDAM HIFZISSIHHA ENSTİTÜSÜ
ATATÜRK’ÜN ANNESİ ZÜBEYDE HANIM VE TARİHİ BİR BELGE
MERSİN MUTASARRIFI (VALİSİ) NAZIM PAŞA KİM Mİ?..
BİR KÖY ÖĞRETMENİNDEN FIKRA GİBİ ANILAR
RÖPORTAJ
AFAD: ÖNLEM ALMAZSAK KÖTÜ SENARYOLAR BİZİ BEKLİYOR!
BAYRAK NAMUSTUR, ŞEREFTİR, ONURDUR!..
reklam

HABER ARŞİVİ


KÖŞE YAZARLARI